Mustafa Özçelik: Dört adım Kürtler için tarihsel kazanımların kapısını açabilir

Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) Genel Başkanı Mustafa Özçelik, Türkiye’deki mevcut tablonun Kürtler açısından “olumsuz” olduğunu söyledi.

29.12.2020, Sal - 20:55

Mustafa Özçelik: Dört adım Kürtler için tarihsel kazanımların kapısını açabilir
Haberi Paylaş
Hendek olaylarının mücadeleyi 20 yıl geriye götürdüğünü belirten Özçelik,  “Hendek siyasetiyle Kürtlerin bastırılmasının ardından 2016 yılındaki başarısız askeri darbe girişimi, Erdoğan tarafından bir fırsata dönüştürüldü ve mızrağın sivri ucu her zaman olduğu gibi Kürt milletine yöneltildi” dedi.
 
Kürt sorununun çözümü konusunda Türkiye’de muhalefet partilerinin “deve kuşu politikasını bir kez daha tekerrür ettirdiklerini” ifade eden PAK Genel Başkanı Özçelik, CHP, Deva Partisi ve Gelecek Partisi’ne, “Buyurun Kürt sorununu nasıl çözeceğinizi bize açıklayın” diye seslendi.
 
Yani yeni bir çözüm sürecini Kürtlerin başlatması gerektiğini belirten Özçelik, bunun için de “PKK’nin silahları susturmaya zorlanması gerektiğini” dile getirdi.  
 
Kürdistan Bölgesi’ndeki kazanımların tüm dünyada Kürtler tarafından sahiplenilmesi ve korunması  amacıyla bir çağrıda bulunduklarını hatırlatan Özçelik, bu çağrı ile tüm bölge ve dünya devletlerini, silahlı, silahsız tüm güçleri Kürdistan Bölgesi yönetiminin varlığına ve meşru yönetimine saygılı olmaya davet ettiklerini anlattı.
 
Özçelik, Kürdistan kamuoyunda çağrılarına sıcak yaklaşıldığını ve büyük destek oluştuğunu ifade etti.
 
PAK lideri bugün dört temel adımın Kürtler için tarihsel kazanım kapısı açabileceğini belirterek bu dört adımı sıraladı.
 
Türkiye’deki mevcut tabloyu Kürtler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Gidişat neyi gösteriyor?
 
Mevcut tablo Türkiye Devleti tarafından, belli bir plan ve senaryo ile yaratılmış ve Kürtler açısından olumsuz bir tablodur. Türkiye Devleti, Kürtlerin siyasal, sivil, demokratik kazanım ve  kurumlarını ortadan kaldırmak, mücadelelerini geriletmek ve Güney Kürdistan’daki bağımsızlık potansiyeli ile Rojava Kürdistanı’ndaki kazanımların önünü kesmek ve bunun Kuzey’deki etkilerini en aza indirmek için, çareyi  Kürtleri  Kuzey’de savaşa  sürüklemekte  görüyor. Bu amaçla, 2015 Temmuz’unda tekrar savaşı başlattı, PKK de  ‘’öz yönetim kurma’’ adıyla şehir merkezlerinde  başlattığı hendek, barikat siyaseti ve silahlı eylemlerle Türkiye Devleti‘nin bu yıkım siyasetine  elverişli bir zemin yarattı.
 
Hendek savaşları Kuzey  Kürdistan’da mücadeleyi en az 20 yıl geriye götürdü. Hendek siyasetiyle Kürtlerin bastırılmasının ardından 2016 yılındaki başarısız askeri darbe girişimi, Erdoğan tarafından bir fırsata dönüştürüldü ve mızrağın sivri ucu her zaman olduğu gibi Kürt milletine yöneltildi. OHAL ilan edildi, ardından Referandumla tek kişi yönetimine dayalı bir Başkanlık Sistemine geçildi. Özellikle 2015’ten sonra, Türkiye devleti Kürtlerin dünyanın herhangi bir köşesinde elde edebileceği kazanımları engellemek, var olan kazanımları geriletmek için yeni bir “Kürt karşıtı” siyaseti yürürlüğe koydu. Bugün de bu siyaset, Kürde dair her söylem, düşünce ve siyasal faaliyetin ‘’terör’’le suçlanarak, bastırılmaya çalışıldığı bir  tahammülsüzlük siyaseti yürütülmektedir.
 
AKP ve Erdoğan, 2002-2010 arası süreçte, Avrupa Birliği birlik görüşmeleri çerçevesinde Kürt dili ve Kürtçe yayın alanında, demokratik hak ve özgürlükler konusunda  bazı kısmi olumlu adımlar atmıştı. Ama 2015’den sonra AKP ve Erdoğan, MHP’nin de desteği ile Kürt karşıtlığının, savaşın esas alındığı, hak ve özgürlüklerin tümden yok sayıldığı yeni bir konsepti uyulamaya koydu. Ve bu konsept dışarıda da saldırgan, yayılmacı bir hamleyle bütünleştirildi.
 
Bugün,Türkiye Devleti‘nin 97 yıllık inkar, asimilasyon, imha siyaseti yeni bir tarzda devam ettirilmektedir. Çözümsüzlük siyaseti daha da derinleştirilmektedir. Ama Türkiye Devleti‘nin, gizlenmeye çalışılan derin  ekonomik çöküntüyü ve gerek bölgesel, gerekse uluslar arası platformda  yaşadığı izolasyonu bu savaş ve  baskıcı totaliter yönetimle daha uzun bir süre öteleyecek, sürdürecek gücü yoktur. Bu çıkmazın derin dönüşümlere yol açmaması için, iktidarın yumuşak geçişle el değiştirmesi yönünde bir takım plan ve girişimlerin olduğu görülmektedir.
 
Türkiye’de hükumet Kürt meselesini çözdüğünü belirtiyor. Kürt sorunu çözüldü mü?
 
Erdoğan 2002-2010 arası dönemde, bırakalım “Kürt Sorunu”nun varlığını kabul etmeyi, Başbakanlığı döneminde  TBMM’de yaptığı bir konuşmada “Doğu ve Güney Doğu Anadolu’nun Kürdistan’ın kendisi olduğunu”  bile dile getirmişti.  Dersim’de yapılan soykırım için "Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür dilerim, diliyorum" demişti. 
 
Şimdi  Erdoğan , tüm söylediklerini unutmuşcasına, “Kürt sorunu yoktur” diyor. Bırakalım Kürtlerin kolektif hak ve özgürlüklerini, Kürtlerin adı , Kürt dili bile yasal olarak kabul edilmiyor. “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk” olarak Anayasa’da tarif edildiği, Kürtçe Anadille eğitim hakkının tanınmadığı bir ortamda Erdoğan, Kürt sorununu çözdüğünü iddia ediyor. Erdoğan kendince TRT KURDİ, Kürtçe Seçmeli Ders ve Üniversitelerde Kürt Dili Bölümleriyle “Kürtlerin tüm haklarının zaten verildiğini” ve   Kürtler adına hak talebinde bulunan herkesi yok ettiğini, bastırdığını düşünüyor  ve bu temelde Kürt sorununu çözdüğünü söylüyor.
 
Oysa ki Kürt milletinin kendi geleceğini belirleme, kendi ülkesinde bir siyasi statü ile kendisini yönetme hakkı olan Kürdistan sorunu ve Türkiye’de yaşayan Kürtlerin kültürel özerklik, dil ve milli hak ve özgürlüklerinin tanınmasını ifade eden Kürt sorunu tüm yakıcılığıyla çözüm bekliyor. 97 yıldır Erdoğan’dan önceki  Türkiye Devleti yöneticileri de defalarca “Kürt sorunu yoktur”, “Bu sorunu ilelebet bahsedilmeyecek şekilde gömdük” demişlerdi. İktidar hala sorunu ‘terör’’ ve güvenlik sorunu olarak göstermeye çalışıyor.
 
Muhalefet partileri yeni bir çözüm sürecine ihtiyaç olduğunu söylüyor. Sizin bu konuda yorumunuz nedir?
 
CHP, Deva Partisi, Gelecek Partisi gibi muhalefet partileri ise, deve kuşu politikasını bir kez daha tekerrür ettiriyorlar. Bu partiler sanki uzaydan gelmişler gibi, sanki bugüne kadar Kürt sorunuyla hiç muhatap olmamışlar gibi, “Kürt sorunu vardır, yeni bir çözüm süreci gerekiyor” diyorlar. İyi Parti bunları bile söylemiyor. Usulen olsa bile AKP ve MHP’den çok farklı bir söyleme  sahip değildir.  AKP’nin Başbakanlığı’nı, bakanlığını yapmış, AKP iktidarının tüm uygulamalarının ortağı olan Davutoğlu ve Babacan, gizemli bir takım söylemlerle “Kürt Meselesi”ni çözeceklerini  söylüyorlar.
 
Türkiye Devleti’nin kuruluş felsefesi olan “Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak” projesinin mimarı   ve 1923-1946 yılları arasında iktidarda olduğu süre boyunca  yaptıklarını  bugün de savunan CHP’nin, bugün  Kürt sorunun tanımı ve çözümü konusunda hiçbir somut programı yoktur. Deva Partisi ve Gelecek Partisi’nin  Kürtlerin hak ve özgürlükleri konusunda dile getirdikleri,  AKP’nin 2002’de söylediklerini aşamamaktadır. Peki 2002 AKP’si Kürt sorunun çözümünde kısmi kimi adımlar dışında Anayasal ve Yasal düzlemde bu sorunun çözümü için  ne yapmıştır?
 
Açıktır ki CHP, Deva Partisi, Gelecek Partisi bugüne kadar, AKP’nin de programında yazdığı, Türkiye Devleti Anayasası’nda da dile getirilen ‘’Anayasal vatandaşlık’’ dışında hiçbir çözüm programını topluma sunmamışlardır. Kürtlerin bir millet olarak varlığını bile  içermeyen Anayasal Vatandaşlık da hiçbir zaman Türkiye’de uygulamaya konulmamıştır. Şimdi, gerçeklikleri bu iken, CHP, Deva Partisi, Gelecek Partisi bir çözüm sürecinden ve “Kürt sorunu”nu çözeceklerinden bahs ediyorlar.
 
Bu üç partiden,  Kürtlerin  milli, coğrafik, siyasi statü hakkını, kolektif, milli, demokratik hak ve özgürlüklerini gerçekleştirmeleri  gibi bir beklenti içinde değiliz. Ama, biz her şeye rağmen CHP, Deva Partisi, Gelecek Partisi’ne soruyoruz; Buyurun “Kürt sorunu”nu nasıl çözeceğinizi bize açıklayın. Evet, CHP, Deva Partisi, Gelecek Partisi olarak Kuzey Kürdistan’da  süren savaşa, Rojava Kürdistanı ve Güney Kürdistan’daki Kürt karşıtı saldırgan siyasete son verecek misiniz? Kürt milletinin varlığını, ana dille eğitim hakkını, Kürtçenin resmi dil olmasını, Kürdistan isminin yasak olmaktan çıkarılmasını, anayasal ve yasal güvencelere kavuşturacak mısınız? Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne Türkiye Devleti’nin koymuş olduğu şerhleri kaldıracak mısınız?
 
Çözüm konusunda bir tıkanma mı var, varsa nasıl aşılır?
 
Evet, bir tıkanma var. Bir siyasal çözüm sürecine ihtiyaç var. Ama böylesi bir çözüm sürecinin mimarı da yine Kürtlerdir diye düşünüyoruz. Yani yeni bir çözüm sürecini Kürtler başlatmalıdır diyoruz. Bunun ilk adımı da milyonlarca Kürdün en temel milli, demokratik talepler etrafında bir araya gelerek, öncelikle savaşa son verilmesi, PKK’nin silahları susturmaya zorlanması icab etmektedir. Silahların susturulması, Kürtlerin devletle ayrı bir taraf olarak yeni bir diyalog ve çözüm süreci başlatmasında,Kürtlerin elini güçlendireceği gibi, daha gerçekçi  Bir Çözüm Süreci’nin başlatılmasının zeminini de güçlendirecektir.
 
Rudaw
Bu haber toplam: 6729 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:19:05:27
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x