HÜDA- PAR: Devlet Kürtlerden özür dilesin

21.11.2020, Cts - 10:52

HÜDA- PAR: Devlet Kürtlerden özür dilesin
Haberi Paylaş
HÜDA- PAR Partisi Genel Başkanı İshak Sağlam önemli açıklamalarda bulundu. Sağlam, Kürt meselesinin çözülmesi gerektiğini belirterek, 'Devletin, önce kurucu 2 halktan biri olan Kürtlerden özür dilemesi lazım' dedi
 
"Hiçbir şekilde Cumhur İttifakı'na bir destek vermedik" 
 
Cumhur İttifakı'na destek vermeniz kimi taraflarca eleştirildi. İttifaka destek verirken hangi ilkeleri esas aldınız, hareket noktanız neydi?
 
Sanırım 2018'deki milletvekili seçimlerini kast ederek söylediniz. 2018 Haziran seçimlerinde biz cumhurbaşkanı adayı göstermedik. Parti olarak bizim adayımız yoktu. Ama Türkiye'nin 81 ilinde seçimlere katıldık. İki ilde bağımsız adaylarla, 79 ilde de partilerin adaylarıyla seçimlere katıldık. Seçim meydanlarında propagandamızı parti kimliğimizle yaptık. Cumhur İttifakı'yla yapmadık. Bu hükme varılması nedeni cumhurbaşkanı adaylarından Recep Tayyip Erdoğan'a destek verilmesidir. Biz aday çıkarmadığımız için mevcut adaylar içerisinde Sayın Erdoğan'ı destekleyerek oy verdik. Bundan ‘Cumhur İttifakı'na destek verildi' anlamı çıkmaz. Bu mantıklı bir yaklaşım değil. Nitekim Millet İttifakı dediğimiz blok da yer alan partilerin kendi cumhurbaşkanı adayları vardı. Ve adaylarına destek vermekle beraber ayrı olarak milletvekilleri seçimlerine de katıldılar. Tekrar dile getirmek istiyoruz. Biz hiçbir şekilde Cumhur İttifakı'na bir destek vermedik. Kendi adaylarımıza destek verdik ve bütün Türkiye'de seçimlere katıldık. Ama arkadaşlarımız mevcut adaylar arasında Cumhur İttifakı'nın ortak adayı olan Sayın Erdoğan'a oy verdi. Bu anlamda ilke ve duruşumuzdan taviz vermedik. Cumhur İttifakı ile hiçbir zaman ortak hareket etmedik.
 
"Milliyetçilik bölücülüktür, yıkıcılıktır"
 
AK Parti ve MHP koalisyonunun milliyetçi söylemi güçlendirdiği ve Kürtlerin hareket alanını daralttığı yönünde yorumlar var. Seçmeninin neredeyse tamamına yakını Kürtlerden oluşan HÜDA PAR'ın bu yöndeki eleştirilere cevabı nedir?
 
Bu milliyetçi söylemlerin çok ileri gittiği ve ülkeye zarar verdiğini konusunu yıllardır dile getiriyoruz. Özellikle MHP ile olan ittifaktan sonra mevcut iktidarın söylemlerinde değişiklikler olduğu bir gerçek. Bu bariz bir şekilde görünüyor. 2002'de AK Parti iktidarından sonra bu ret ve inkârcı politikada yumuşama oldu. İyi adımlar atıldı ve sorun çözülecek diye insanlar umutlandı. Kürtlerin varlığını kabul eden ve bazı haklarının olması gerektiğini konusunda ciddi söylemler oldu. Bizde bu iş olacak diye ümitlendik. Ama mesele yanlış yoldan ele alındı. Yani yaklaşım tarzı yanlış olunca akim kaldı. O çözüm süreci ile ilgili olumsuzluklara fazla girmek istemiyorum. Akim kalınca MHP ile bir ittifak oldu ve yavaş yavaş eski söylemlerden uzaklaştılar. Biz bunun ülkeye zarar verdiğini düşünüyoruz. Ülkenin huzur ve güvenliği, bütün vatandaşların kendisini birinci sınıf vatandaş olarak görmesiyle olur. Bunu sıklıkla dile getiriyoruz. Milliyetçi ve inkârcı söylemlerin ülkeye fayda vermediği, milliyetçilik ve vatanperverliğin bu olmadığını ısrarla dile getiriyoruz. Milliyetçilik ve vatanseverlik ülke vatandaşlarının önemli bir kısmını inkâr etmek değildir. Bu olsa olsa bölücülüktür, bu yıkıcılıktır. Ülkeyi yıkıma götüren şey bu milliyetçi söylemlerdir. 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkan da bu zihniyettir. Osmanlı İmparatorluğu'nun hükmü altında 70 ırk yaşıyordu. Müslim, gayrimüslim, bütün vatandaşların kendini vatandaş ve insan olarak gördüğü bir sistem kısa bir sürede milliyetçi söylemler yüzünden yıkıldı. Darmadağın oldu. Milliyetçi söylemler ülkeye yıkımdan başka bir şey getirmez. Buna mutlaka son verilmesi gerekir. Irkı ve dini ne olursa olsun bütün vatandaşların kendini birinci sınıf vatandaş olarak gördüğü yeni bir sistemin inşa edilmesi gerekir. Hükümet bir an evvel bu söylemlerden vazgeçmeli.
 
Kürt Partisi olarak bilinen HÜDA PAR'ın üst yönetiminde Türk var mı? Varsa bu oran ne kadardır?
 
Öncelikle biz devletlerde olduğu gibi partilerde de kavimle milletle anılan bir kimliğin olması gerektiğini düşünmüyoruz. Bizim partimizin Kürt partisi, Türk partisi veya bir kavim ismiyle anılmasını istemiyoruz. Bizim ilkelerimiz ve parti programımız var. Bu programa inanan, programın gelecek vadettiğini söyleyen herkese kapımız açıktır. Bu yüzden partiye gelenin kimliğini, etnisitesini sormuyoruz. Geçmişte olduğu gibi şimdi de partimizin en üst kurulu olan Genel İdare Kurulu ve Başkanlık Divanı'nda Türkiye'nin bütün kesimlerinden insanlar yer alıyor. Oranını sorarsanız Türkiye'nin demokratik yapısıyla orantılı olmayabilir. Doğrudur belki arkadaşlarımızın büyük bir bölümü Kürtlerden oluşmakta ama aramızda Türk de Arap da var. Doğrusu bugüne kadar böyle bir istatistik de yapmadık. Aslında çokta önemli görmüyoruz. Bizi ilgilendiren husus parti programımıza gönül veren kaç üye ve arkadaşımızın olduğudur.
 
"HDP'nin Kürt meselesi gibi bir derdi yok"
 
Mesele Kürt sorunun çözümünde HDP ile çalışabilir misiniz?
 
HDP'yi diğer partilerden ayrı bir yere koyulması gerektiğini düşünüyorum. Evet, 8 yıllık bir partiyiz ama bizler bu bölgenin çocuğuyuz. Burada doğup büyüdük. Bölgeyi çok iyi biliyoruz. 40 yıldır Türkiye'de bir sorun var. Sorunun merkezinde birilerinin silahla bölgeyi dize getirme çalışması var. Silahlı gücüne dayanarak bir şeyi dayatma düşüncesi kabul edilecek bir düşünce değil. Bir kere bunu kenara koymak lazım. Ama işin hazin tarafı bu insanların iradeleri yok. Şimdi iradesiz bir insanla oturup bir şey konuşmanın bir anlamı yok. Çünkü siz oturup konuşur meseleyi bir aşamaya getirirsiniz, onu arkadan yönlendiren insan ‘yok öyle değil böyle yapacaksın' der masaya tekmeyi atar ve çekip gider. Biz bunu yaşadık. Onlarca yıldır yaşıyoruz. Devletle de bunu yaşadılar, diğer oluşumlarla da yaşadılar. Bu nedenle HDP'nin kendi iradesi yok. Bir kulağı İmralı da bir kulağı da Kandil'de. Onlarında kulağı kendilerinde değil. Böyle bir oluşumla oturup Kürt meselesini konuşmanın bir anlamı yok. Ama bölgede kendini Kürt olarak tanımlayan, Kürt meselesine kafa yoran binlerce on binlerce insanımız var ve biz hepsiyle de konuşmaya hazırız. Hakikaten eğer HDP'nin Kürt meselesi diye bir derdi olsaydı geçmişte yakaladıkları fırsatları tepmezlerdi. Böyle bir dertleri yok. Ama Türkiye'de Kürt meselesiyle ilgilenen, gerçekçi yaklaşan ve içtenlikle meselenin hal olmasını isteyen çok insanımız var. Hem örgütsel yapılar bazında hem de fert olarak biz hepsiyle görüşüyoruz. Bu konuda bir sıkıntımız yok. 
 
"Yargı hiçbir zaman güvenilebilir bir unsur olarak kalmadı"
 
Siz aynı zamanda bir hukukçusunuz da. Son dönemde yargı kararları üzerinde yaşanan tartışmaları değerlendirecek olursak "Türkiye'de yargı tartışmalı hale geldi" diyebilir miyiz?
 
İsterseniz şöyle başlayalım. Türkiye'de Cumhuriyet'ten günümüze kadar yargının tartışmasız olduğu bir dönem var mıdır? diye sorsanız çok net bir şekilde hayır derim. Türkiye hiçbir zaman yargı tartışmalarından uzak kalmadı. Maalesef hiç hatırlamak istemediğimiz İstiklal Mahkemeleri'nin verdiği ve tutanaklara ‘Sanığın idamına şahitlerin bilahare dinlenmesine' geçen dönemleri biliyoruz. O dönemden beri maalesef Türkiye'deki yargı hiçbir zaman güvenilebilir bir unsur olarak kalmadı. Arada bir oluşturulan algılarla ‘yargıya güven şu kadar arttı, şu kadar azaldı' denilse de genel olarak bu değişmedi. Ben 35 yıllık bir hukukçuyum. Hiçbir zaman yargı ‘tamam bu sefer yerine oturdu, bu iş artık düzenli gidecek' diyebilecek bir seviyeye gelmedi. Muhalefetteyken iktidar yargıyı yönlendiriyor, baskı kuruyor ve yargının üzerinde vesayet oluşturuluyor diye şikayet edenler, iktidara geldiğinde aynı şeyi kendileri yapar hale geldiler. Maalesef bu da bizim bir gerçeğimiz. Gerçek bu olmakla beraber çözümsüz değil ve çözülebileceğine inanıyorum. Bunu yapabilecek olanlarda yine iktidarlardır. Yargı üzerine vesayetçi olmadıklarını bir bir gözlemeleri lazım. Bunu gösterdikleri zaman yargı mensupları da rahat hareket eder hale gelir.
 
Türkçe'de bir deyim var ‘Şüyuu vukuundan beter' diye. Tabii işin hazin tarafı da bu. Yargıyla ilgili onca adaletsizlik ve vesayetçi olduğuna dair söylemlerin olması aslında bu olmasa bile işin vahametini küçültmüyor. Türkiye'deki bütün hakimler, bütün yargı mensupları vesayetçidir, gözünü, kulağını hükümete dayamış, onlardan gelecek talimatı bekliyor gibi anlaşılmasın. Böyle olmasa bile yargı mensuplarının büyük bir kısmı gerçek, vicdan, kanun ve yasaya göre hüküm veriyor olsalar bile bu ‘Şüyuu vukuundan beter' anlayışı, bu algı ve düşüncelerin olması zaten işin vahametini gösteriyor. Hükümet bunu düzeltmeli. Medeniyetimizde halifeler, padişahlar sıradan vatandaşlarla hakimin karşısına oturmuş, aleyhe kararı alınca da enseyi kaşıyıp gitmişlerdir. Tarihimizde bunun örnekleri çoktur. Biz böyle bir adalet mekanizması bekliyoruz. Devleti yönetenlerin gücü ve kudreti yerindeyken adalet ile ilgili sorunları çözmeli. Çözüldüğünü görünce inşallah ümit var olacağız."
 
 
Timetürk
Bu haber toplam: 12447 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:10:07:13
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x